Bir önceki sayfaya geri dönmek için buraya tıklayın! Sayfayı yazdırmak için tıklayın!
 
 
TÜKETİCİ HAKLARI DERNEĞİ - YAZILARIMIZ - MAKALELER
 

Nasıl Bir Sosyal Demokratik ve Toplumcu Belediyecilik İstiyoruz?

ÖNSÖZ

Dünyada ve Türkiye’de kentlerde yaşayan insan sayısı hem sayısal hem de oransal olarak her gecen gün giderek artmaktadır. Kapitalist emperyalist batı ülkeleri ( ABD, AB) bu süreci tamamlamış bulunmakta olduklarından son zamanlarda daha çok gelişmekte olan ya da geri kalmış, geri bıraktırılmış ülkelerde köyden kente gücün hızlandırıldığı görülmektedir.

Kentleşmenin ve kentlerde yaşayan nüfusun artış hızının yoğun olduğu ülkelerden birisi de Türkiye’dir. Ülkemizde kentleşmenin ve kentlerdeki nüfus artışının en önemli nedenlerinden birisinin de kırdan kente yaşanan göçlerin olduğunu söyliyebiliz.

Kent nüfusunun artışına paralel olarak kentleşmenin yoğunlaşması ve yeni yeni kent oluşumlarıyla kentlerde yaşayan tüketicilerin, kent halkının beslenme-barınma, enerji, ulaşım, sağlık, eğitim gibi ekonomik, sosyal, kültürel sorunlar ile sosyolojik – psikolojik, güvenlik sorunlarının ve gereksinimlerinin de hızla artış gösterdiğine tanık olmaktayız.
Kentleşmenin ve nüfusun artış hızına paralel olarak yaşanan söz konusu sorunların ve gereksinimlerin daha çok İstanbul, İzmir ve Ankara başta olmak üzere, büyük kentlerde yoğunlaştığı görülmektedir. Böyle olunca, yerel yönetimlerin ve belediyelerin görev ve sorumluluklarının artışıyla birlikte önemi de artmaktadır. Özellikle metropol diye de tanımlanan büyük kentlerdeki belediye yönetimlerinin bu kentlerde ( metropol’lerde) yaşayan tüketicilere ve halka karşı olan görev ve sorumlulukları ile kentte yaşanan devasa sorunların çözümü ve gereksinimlerin karşılanmasında uygulayacakları politikaların ve yaklaşımların ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır

Yukarıda da belirtildiği gibi, özellikle de ülkemizin büyük kentlerinde yaşanan nüfus yoğunlaşması, kentlerin büyümesi, yeni yeni kent oluşumlarının ortaya çıkışı ile birlikte yaşanan devasa sorunlar, kentlerin çarpıklaşması ve rant merkezleri durumuna getirilmesi ülkeye egemen olan genel siyasi, ekonomik, sosyal ve diğer politikalardan bağımsız düşünülemez.

1980’li yıllardan itibaren ülkemizde uygulamaya konulan emperyalist ülke ve güçlerin dayattığı neo liberal politikaların da etkisi ve belirleyiciliğinde kentleşmeye ve kentlerdeki uygulamalara tam anlamıyla rantçı anlayış ve rantçı politikalar egemen olmuştur. Üstelik, bu rantçı anlayış ve politikalar yasalarla da güvenceye alınmış ve alınmaya çalışılmaktadır. Belediyelerle ilgili yasalar ve özellikle de büyükşehirlerle ilgili Büyükşehir Belediye Yasası, Belediye Gelirleri Yasası, İmar Mevzuatı, Kamu İhale Yasası, Çevre ile ilgili yasal düzenlemeler, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Yasası, Genel Vergiler Kanunu gibi yasalar buna örnek gösterilebilir.

Bununla birlikte, belediyelerin kent halkına sunduğu su, ulaşım, ısınma, çevre ve temizlik gibi temel hizmetleri kar aracı durumuna sokan ve 1980’li yıllardan sonra uygulamaya konulan büyük kentlerin dahil olduğu İSKİ Kanunu ile Belediye Gelirleri Yasası gibi yasal düzenlemeler kamu yararı, sosyal devlet, hukuk devleti anlayışı ile tüketici haklarına aykırı olan düzenlemelerdir.

Konuya biraz daha açıklık getirmeye çalışalım. Örneğin, 02.01.2004 tarihli ve 25334 Mükerrer Nolu Resmi Gazetede yayınlanan 5035 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 41.maddesi ile değiştirilen 2464 Sayılı Belediyte Gelirleri Kanununun 44.maddesine konulan bu hüküm ile 1980 öncesi konutlardan alınmayan çevre temizlik vergisi alınmaya başlanmıştır. Ayrıca, 1980 öncesi alınmayan, ancak, 2560 sayılı İSKİ Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun13. ve 23.maddeleri uyarınca alınmaya başlanan, fakat daha sonra açılan bir iptal davasının hukuksal sonuçlarından kurtulmak için 5491 nolu Çevre Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 8.maddesi ile alınmaya devam edilen atık su bedeli tüketicinin konutlarda kullandığı suyun bedelini artıran haksız bir uygulamadır. Çevre temizlik vergisinin yanı sıra tüketicilerden alınan yüksek oranda atık su bedeli mükerrer bir vergi ve bedel niteliğindedir. Örneğin, Başkent Ankara’da, atık su bedeli, su tüketim bedelinin %50 oranında alınmaktadır. Bunun yanı sıra, 5.6.1986 tarihinde kabul edilen 3305 Sayılı Kanun ile değiştirilen 2560 Sayılı Kanunun 23.maddesinde, su fiyatı belirlenirken %10’dan aşağı olmayacak şekilde bir kar oranının esas alınacağı belirtilmektedir. Tüketici Hakları Derneği’nin 2010 tarihinde açmış olduğu iptal davası sonucunda, Anayasa Mahkemesi tarafından “%10’dan aşağı olmayacak nispetinde” ibaresi iptal edildi. “ bir kar oranı esas alınır” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verildi. Böyle olunca, belediyelerin şehir şebeke suyundan kar edebilecekleri Anayasa Mahkemesince de uygun bulunmuş oldu.

Anayasa Mahkemesinin, günümüzde, su gibi, tüketicinin en temel ihtiyaç maddesi ve insan hakkı olduğu bir konudaki kararı, ülkemizde hukuk devleti, sosyal devlet anlayışı, kamu yararı ve tüketici haklarına bakışın ve bu anlamdaki anlayışın ne kadar içler acısı olduğunun çok açık bir göstergesidir. Diğer taraftan, tüketicinin en temel gereksinmesi olan şehir şebeke suyundan %8 oranında KDV alınması, aynı bakışın ve anlayışın bir göstergesidir. Halkın yarısından çoğunun yoksulluk ve açlık sınırında yaşadığı büyük kentlerde bu durumdaki tüketicilerin kendilerine yetecek miktarda suyun ücretsiz olarak verilmesini sağlayacak ekonomik ve sosyal önlemlerin alınması belediyelerin öncelikli görevleri arasında olmalıdır. Tabii ki tüm belediyeler tarafından aynı önlemlerin alınmasını istemekte ve beklemekteyiz.

Kentlerde yaşayan tüketicilerin şehir şebeke suyuna ulaşımını güçleştiren başka yasal ve idari engeller de bulunmaktadır. Şehir şebeke suyu kullanmak için abone olmak isteyen tüketicilerden Belediye Gelirleri Yasası ve belediyelerin kendi idari kararları ve uygulamaları nedeniyle semtlere ve yerleşim yerlerine göre 1000TL – 7000TL arasında bedeller istenmektedir. Herhangi bir yasal zorunluluk olmadığı halde, idari kararlar ile yüksek bedeller karşılığında kentte yaşayan tüketicilere kartlı-ön ödemeli su sayacı dayatılmaktadır. Örneğin, bu iki olumsuz örneğin yaşandığı yerlerden birisi de Başkent Ankara’dır. Tüketici Hakları Derneği’nin açmış olduğu dava sonucunda kartlı – ön ödemeli su sayacı zorunluluğu Ankara’da iptal edilmiştir. Bununla birlikte, Balıkesir Gönen ilçesinde ön ödemeli – kartlı su sayacı uygulaması nedeniyle açılan bir dava üzerine Danıştay 8.Dairesi ilgili Belediye’nin bu uygulamasını iptal etmiştir. Ancak, bazı belediyelerce tüketici hakları ve insan haklarına aykırı olan bu uygulamaya devam edilmektedir. Çünkü, bir kamusal hizmette önce bedel sonra hizmet değil, önce hizmet sonra bedel uygulanmalıdır. Ayrıca, şehir şebeke suyu faturalarına şube yolu bedeli, bakım bedeli gibi adlar altında bedeller yansıtılarak, özellikle de dar gelirli tüketicilerin şehir şebeke suyuna ulaşması güçleştirilmektedir.

Başta Büyükşehirler olmak üzere şehir şebeke suyundaki yaklaşım belediyelerin görevleri arasında yer alan şehir içi toplu taşımda da uygulanmaktadır. Türkiye, AB, OECD ve diğer dünya ülkelerindeki şehir şebeke suyu ve şehir içi toplu taşımdaki uygulanan fiyatlarla aynı ülkelerdeki tüketicilerin satın alma güçlerinin karşılaştırılması durumunda, Türkiye’nin hem su hem de şehir içi toplu taşımdaki pahalılıkta ön sıralarda olduğu görülecektir. Belediyelerin kamu yararı ve tüketici haklarına aykırı olan diğer bir uygulaması ise tüketicilerden çok yüksek miktarda asfalt katılım payı alınmasıdır.

Büyük kentler başta olmak üzere hemen tüm kentlerde belediye yönetimlerinin yoksulluğu giderme, kent yaşamını ucuzlatma gibi bir politikalarının olmadığı görülmektedir. Ancak, görünen şudur: 2002’den sonra iktidarda olan AKP yanlısı hemen tüm belediyelerde belirli bir yasal dayanağı olmayan ve insan onuruna aykırı düşen, sözüm ona yardım adı altında gelişigüzel yapılan yardım kampanyalarıyla ve uygulanan sadaka ekonomisiyle siyasi rant elde edilmeye çalışılmaktadır.

Belediyelerin uyguladığı rant ağırlıklı politikalar nedeniyle kentlerin büyük bir çoğunluğunda betonlaşma, çarpıklaşma iyice artmış ve kentler birer çirkinlik abidesi durumuna getirilmiştir. Çarpık kentleşme ve yanlış ulaşım politikaları nedeniyle Ankara ve İstanbul gibi büyük kentlerde ulaşım çekilmez ve dayanılmaz bir boyuta ulaşmıştır. Bu kentlerdeki trafik kaza sayısında ve bunun sonucunda da ölü ve yaralı sayısında önemli arttışlar olmuştur. Bu iki büyük kent başta olmak üzere birçok kentin merkezi insan öncelikli değil, taşıt öncelikli duruma getirildiğinden, değil engelli tüketiciler, engelsiz olanların da rahatça gezip dolaşamayacağı bir kent ortamı yaratılmıştır.

Rantçı belediye anlayışının ön planda olmasından dolayı uygulanmayan imar planları ya da sağlıklı ve güvenli kentleşmeye aykırı uygulamalar nedeniyle, özellikle de kentte yaşayan yoksulların yaşadığı yerleşim yerlerinde kent ve yurttaş güvenliğinin hiç dikkate alınmamasından dolayı, deprem ve sel felaketleri gibi doğal afetler sonucunda bir çok yurttaş yaşamını yitirmiş ve maddi zararlara neden olunmuştur.

Neoliberal belediyecilik anlayışı ve uygulamaları aynı zamanda toplumun her yönden yozlaşmasına ve soysuzlaşmasına da neden olmuştur.

NASIL BİR SOSYAL DEMOKRATİK VE TOPLUMCU BELEDİYECİLİK İSTİYORUZ?

Halkın ve tüketicilerin bugün kentlerde yaşadığı sorunların doğru çözümü, tüketici haklarına uygun, kamu yararını ve halkın çıkarlarını ön plana alan bir sosyal demokratik belediyecilik anlayışının belediye yönetimlerinde bulunmasından geçer. Bunun için de herşeyden önce bu konuda kararlı ve güçlü bir alternatifin oluşması gerekmektedir. Belirtmeye çalıştığımız sosyal demokratik belediyecilik anlayışı klasik sosyal demokratik anlayışından farklı olarak söz-yetki- kararın halka ait olduğu, halkın gerçek temsilcilerinin yönetimde bulunduğu, halkla birlikte ve halk için mevcut sorunları en sağlıklı, doğru, etkin ve kararlı bir şekilde çözebilecek bir sosyal demokratik anlayıştır.

Böyle bir sosyal demokratik alternatifin yalnızca belediye yönetimlerinde oluşması da yeterli değildir. Çünkü, belediyelerde tüketici haklarından, çocuk haklarından, engelli haklarından, insan haklarından, kadın haklarından, sağlıklı bir çevre ve kentsel gelişmeden yana kararlar alabilmek ve uygulayabilmek hükümetlerde de aynı anlayış ve alternatifin oluşması ile sağlanabilecektir. Diyelim ki, bu iki alternatif de oluştu, yaratıldı. Peki, biz bu sosyal demokratik yönetimden, belediyeden nasıl bir belediyecilik istiyoruz?

• Öncelikle, tüketici ve insan haklarından, çocuk ve kadın haklarından, engelli haklarından, emekçilerden, dar gelirli ve yoksullardan, çevreden ve sağlıklı kentleşmeden yana kararlı ve planlı bir belediyecilik politikasının uygulanmasını istiyoruz. Bu politikaların uygulanmasının ilgili tüm demokratik kitle örgütleriyle ve halkla birlikte gerçekleştirilmesi başarılı olabilmenin ön koşullarından birisidir. Bunun için de demokratik katılımın ve temsiliyetin en verimli ve etkili bir şekilde sağlanması gerekmektedir.

• Kentte yoksulluğun ve işsizliğin giderilmesi, yaşamın ucuzlatılması için gerekli tüm ekonomik-sosyal önlemler alınmalıdır. Belediyelerin öncülüğünde yoksulluğun giderilmesine katkı sunacak, özellikle de varoşlarda yaşayan işsiz yurttaşların becerilerini geliştirecek, üreticiliği teşvik edecek ve vatandaşlara gelir getirecek, yeni istihdam alanları yaratacak, yerli malı üretim ve tüketim projeleri oluşturulmalı, tüketim kooperatifleri teşvik edilmelidir.

• Kent yaşamının ucuzlatılabilmesi için idari, ticari, yasal ve diğer tüm önlemler alınmalı, bu konuda ilgili demokratik kitle örgütleri, meslek kuruluşları ve tüketici örgütleriyle işbirliği yapılmalıdır.

• Su, ulaşım, ısınma-barınma, eğitim ve sağlık gibi kentte yaşayan tüm yurttaşların ve tüketicilerin bu en temel gereksinimlerinin giderilmesi ve hizmetlere en iyi şekilde ulaşabilmelerinin sağlanabilmesi için tüm önlemler alınmalıdır.

• Sağlıklı ve güvenli bir kentleşme ve çevre için, halkın kentlerde her yönden ( gerek doğal afetler gerekse tüm tüketim maddeleri ve diğer sosyal olaylara karşı) güvenli ve sağlıklı yaşayabilmesi için imar uygulamaları başta olmak üzere gerekli teknik ve idari önlemler alınmalıdır.

• Kent içi ulaşımı motorlu araç ve otomobil öncelikli durumundan insan öncelikli duruma getirilmelidir. Bunun için metro ve toplu taşımacılık yaygınlaştırılmalıdır. Alınacak önlemlerle insanların, çocukların, engellilerin rahatça gezip dolaşabileceği, havası temiz, gürültüsüz bir kentin oluşturulması sağlanmalıdır. Hem çevresel hem de ekonomik yarar ve enerji tasarrufu açısından şehir içinde motorlu araçlara değil toplu taşım araçlarıyla birlikte bisikletlere öncelik ve önem veren bir politika ve proje oluşturulmalıdır.

• Gıda maddelerinin sağlıklı ve ucuz bir şekilde tüketicilere sunulmasını sağlayacak önlemler alınmalı ve bu konuda ilgili tüm kuruluşlarla işbirliği yapılmalıdır.

• Kentte yaşayan halkın ve tüketicilerin her konuda doğru ve eksiksiz olarak bilgi sahibi olabilmeleri, haklarını öğrenebilmeleri ve arayabilmeleri için bilgilenmelerini ve bilinçlenmelerini sağlayacak eğitim ve bilgilendirme politikalarına ağırlık ve önem verilmelidir.

• Çöp ve katık atık toplama ve değerlendirme sorununun en etkili, doğru, bilimsel, sağlıklı bir şekilde çözülmesi sağlanmalıdır.

• İmar düzenlemeleri ve değişiklikleri halkın yararına ve sağlıklı bir kent olma özelliğine uygun olarak gerçekleştirilmelidir.

• Kentteki tabela ve görsel kirlilikler ile bunların yarattığı dil kirliliğine son verilecek uygulamalara gidilmelidir.

• Kentin tarihsel kimliğine en iyi şekilde sahip çıkılmalı ve konuda gerekli önlemler alınmalıdır.

• Kentte her çeşit kültürel ve sportif etkinliklere halkın ve gençlerin katılabileceği şekilde tüm önlemler alınmalıdır.

Ancak, tüm bu sosyal demokratik ve toplumcu belediyecilik anlayışına uygun önerilerimizin ve isteklerimizin gerçekleştirilebilmesi genel yönetimlerle ( hükümet) yerel yönetim ve belediyelerin bu doğrultuda bütünlüklü olarak ve uyum içerisinde bir anlayışa sahip olmaları ve bunun gereği olan politikaları uygulamaya koymaları ile sağlanabilir.

Turhan ÇAKAR
Tüketici Hakları Derneği
Genel Başkanı