Bir önceki sayfaya geri dönmek için buraya tıklayın! Sayfayı yazdırmak için tıklayın!
 
 
TÜKETİCİ HAKLARI DERNEĞİ - YAZILARIMIZ - MAKALELER
 

Biyogüvenlik Değil GDO Yasa Tasarısı

Bu yazımızın başlığını niçin “Biyogüvenlik Değil GDO Yasa Tasarısı!..” diye koyduk. Önceki haftalarda basındaki haberlerde de belirtildiği gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Tarım, Orman ve Köyiişleri Komisyonunda “Biyogüvenlik Yasa Tasarısı” görüşüldü.
Tasarı, önce Alt Komisyonda görüşülüp kabul edildikten sonra ana komisyona geldi. Ana Komisyonda da kabul edilerek TBMM Genel Kurul gündemine alındı. Tasarı’nın Mart 2010 tarihine kadar genel kurulda görüşülerek yasalaşacağı beklenmektedir.
Tasarı’nın Alt Komisyon ile Ana Komisyondaki görüşmelerine yapılan davet üzerine Tüketici Hakları Derneği adına katılarak görüşlerimizi belirttik. Ancak, gerek Tasarı’yı destekleyen komisyon üyeleri olan milletvekilleri ile GDO lobisini oluşturan firma ve kuruluş temsilcileri çoğunluktaydı.

TASARI ÇELİŞKİLERLE DOLU

Tasarı’nın adına bakıldığında biyogüvenlik ile ilgiliymiş gibi algılanmaktadır. Ancak, Tasarı incelendiğinde böyle olmadığı görülmektedir. Tasarı’nın “Amaç ve Kapsam” başlıklı birinci maddesinde şöyle denilmektedir.

(1) Bu Kanun’un amacı; bilimsel ve teknolojik gelişmeler çerçevesinde, modern biyoteknoloji kullanılarak elde edilen genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerinden kaynaklanabilecek riskleri engellemek, insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevrenin ve biyolojikçeşitliliğin korunması, sürdürülebilirliğin sağlanması amacıyla biyogüvenlik sisteminin kurulması ve uygulanması, bu faaliyetlerin denetlenmesi, düzenlenmesi ve izlenmesi ile ilgili usul ve esasları belirlemektir.

(2) Bu Kanun; genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünleri ile ilgili olarak araştırma, geliştirme, işleme, piyasaya sürme, izleme, kullanma, ithalat, ihracat, nakil, taşıma, saklama, paketleme, etiketleme, depolama ve benzeri faaliyetlere dair hükümleri kapsar.
Tasarı’nın birinci maddesindeki birinci ve ikinci fıkralarında belirtilen hükümler birbirleriyle çelişki oluşturmaktadır. Birinci fıkrada GDO’ların riskli olduğu varsayımından hareketle insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevrenin ve biyoçeşitliliğin korunmasından ve biyogüvenlik sisteminin kurulmasından bahsedilmekte ; ikinci fıkrasında ise GDO’lar ve ürünlerinin geliştirilmesine, işlenmesine, piyasaya sürülmesine, kullanımına, ithalatına, ihracaatına, nakline, taşınmasına, saklanmasına izin verilmektedir.

Tasarı’nın “Başvuru, Değerlendirme ve Karar Verme” başlıklı üçüncü maddesinin birinci fıkrasında, “insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevrenin ve biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı gözönünde bulundurularak GDO veya ürünlerinin ithalatı, ihracaatı, deneysel amaçlı serbest bırakılması, piyasaya sürülmesi ile genetiği değiştirilmiş mikroorganizmaların kapalı alanda kullanımına, bilimsel esaslara göre yapılacak risk değerlendirmesine göre karar verilir.” denilmektedir.

Hem bilimsel esaslara vurgu yapılmakta hem de risk oluşturmayacağı belirlenen başvurulara değinilmektedir.

15-20 yıllık geçmişi olan ve tüm dünya bilim çevrelerince riskli olduğu, gelecekte hangi risklerin oluşabileceğinin bilinemediği bir belirsizliğin kabul gördüğü GDO’ların “risk oluşturmayacağı belirlenen başvuruların” varlığını ileri sürmek ne kadar bilimseldir? Bu bilimsel olduğu söylenen değerlendirmeler ne kadar güvenilirdir?

Sanki, riskli olmayan GDO’lar ve GDO’lu ürünler varmış gibi bilimsel ciddiyetle bağdaşmayan peşin hükümlerle, yaklaşımlarla hareket edilmektedir. Benzer çelişkiler Yasa Tasarı’sının tümünde görülmektedir.

RİSKLİ VE BELİRSİZ OLDUĞU KABUL EDİLEN GDO’LARA NEDEN İZİN VERİLİYOR?

Tarım Komisyonundaki 12.02.2010 tarihinde yapılan görüşmelerde Tarım Bakanı Mehdi Eker de çelişkili tavrını ortaya koydu. Tarım Bakanı, Tasarı’nın GDO’ların ve GDO’lu ürünlerin ticaretini düzenleyen bir düzenleme olduğunu belirttikten sonra, GDO’ların riskli olduğunu ve risklerinin bertaraf edilmesi gerektiğini söyledi. Tarım Bakanı Mehdi Eker konuşmaları arasında, “GDO’ların ne tam olarak lehinde ne de aleyhinde bir bilimsel yaklaşım yoktur” dedi. Tarım Bakanı’nın tırnak içindeki bu açıklamasından bir belirsizliğin olduğunu kendisinin de kabul ettiği anlaşılmaktadır.

Şimdi sormak gerekir: Riskli olduğu ve ileride hangi risklerin oluşabileceğinin de belirsiz olduğu Tarım Bakanı tarafından da kabul edilen GDO’ların ve GDO’lu ürünlerin ithalatına, işlenmesine ve tüketimine neden izin veriliyor? 1996 yılından beri ülkemize 10 milyar doların üzerinde para verilerek ithal edilen GDO’lu mısır-mısır yağı, soya fasülyesi-soya yağı, soya küspesi, pamuk, kanola, pirinç başta olmak üzere 28 GDO’lu ürün ithalatı nedeniyle hem ülkemiz tarımı zarara uğratılmış hem de tüketicilerin sağlığı riske atılmışken neden bu yanlışta ısrar ediliyor? Ülkemizin topraklarında ülkemizin gereksinmesi olan yeterli miktarda GDO’suz ve organik mısır, soya, pamuk, kanola üretim politikalarına neden ağırlık verilmiyor? Tabiki Monsanto ve Cargil başta olmak üzere GDO’lar ve GDO’lu ürünlerin ticaretine egemen olan 3-4 emperyalist tarım ve gıda tekelinin çıkarı ülkemizin ve halkımızın yararından üstün görüldüğü ve onların baskılarına karşı gelinemediği için.

TASARI’DA ÜLKEMİZ DENEME TAHTASI TÜKETİCİLER KOBAY!..

Tasarı’da, “Karar Sonrası Yapılacak İşlemler” başlıklı 7.maddenin 1.fıkrasında, “GDO ve ürünlerinin piyasaya sürülmesinden sonra, kararda verilen koşullara uyulup uyulmadığı, insan, hayvan, bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitlilik üzerinde herhangi bir beklenmeyen etkisinin olup olmadığı Bakanlık tarafından kabul edilir ve denetlenir”. denilerek çok önemli bir yanlış uygulama açıkça ortaya konulmaktadır. Bu anlayış ve uygulama ile açıkça ülkemiz bir deneme tahtası, tüketiciler ise kobay durumuna düşürülmeyecek mi?
7.maddenin 2.fıkrasında ise, “kararda belirtilen koşulların ihlali veya GDO ve ürünleriyle ilgili olarak herhangi bir riskin ortaya çıkabileceği yönünde yeni bilimsel bilgilerin ortaya çıkması durumunda, karar kurul tarafından iptal edilebilir. Kararı iptal edilen GDO ve ürünleri toplatılır. İnsan, hayvan, bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitliliğe olumsuz etkisi olduğu tespit edilenler derhal imha edilir.” denilmektedir. Bu hüküm ile ülkemizin deneme tahtası, tüketicilerin ise kobay durumuna düşürüleceği resmen doğrulanmaktadır. Tasarıdaki bu hüküm karşısında soruyoruz: GDO’lar ve GDO’lu ürünlerin insan, hayvan, bitki sağlığı ile çevre ve biyoçeşitlilik üzerinde telafisi imkansız bir zarar doğduğunda bunun hesabını bu sonuca neden olan milletvekilleri, bakanlar, Başbakan, bilim adamı kisvesi taşıyanlar, ilgili firmalar ve onların örgütleri verebilecek mi? Bu soruyu Tüketici Hakları Derneği adına Komisyonda sorduğumuzda kimse yanıt vermedi ya da vermek istemedi.

Unutmadan yazımıza küçük bir ekleme daha yapmakta yarar var. Tasarı’da oluşturulan Biyogüvenlik Kurulu’nda ne tüketici örgütleri ne de ülkenin ve halkın yanında olan meslek örgütleri temsil edilmektedir. Kurul, tamamen ilgili bakanlar tarafından oluşturulacak emir kulu 9 üyeden oluşmaktadır.

Tasarı’nın bir biyogüvenlik tasarısı değil, baştan sona kadar GDO ve GDO’lu ürün ticaretine egemen olan emperyalist tarım ve gıda tekelleri ve onların Türkiye’deki işbirlikçileri tarafından düzenlenen bir GDO’lu ürünler tasarısı olduğu açıkca ortadadır. Bu Tasarı’nın da yasalaşması durumunda bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sonuna kadar mücadele vereceğimiz konusunda halkımıza söz veriyoruz. Ancak, halkımızın da bu mücadelemize tarımımız, gıda egemenliğimiz, sağlığımız, biyoçeşitliliğimiz açısından destek vermesini bekliyoruz.


Turhan ÇAKAR
Tüketici Hakları Derneği
Genel Başkanı