Bir önceki sayfaya geri dönmek için buraya tıklayın! Sayfayı yazdırmak için tıklayın!
 
 
TÜKETİCİ HAKLARI DERNEĞİ - YAZILARIMIZ - MAKALELER
 

Tüketici Hareketi İle Emek Hareketinin İçiçeliği ve Birlikteliği

Bir toplumda herkes tüketicidir. Buradaki tüketici kavramı üretmeyen anlamında değildir. Tüketici kavramı, biyolojik, sosyal, kültürel varlığını sürdürebilmek için bir çok mal ve hizmeti zorunlu olarak kullananlar, tüketenler için kullanılan genel bir tanımlamadır.

Ancak, bu zorunlu gereksinimlere yeterince ulaşamayan ya da bu mal ve hizmetlerin üretimi, tüketimi sürecinde sağlık ve güvenlikleri risk ve tehliye giren tüketicilerin ezici çoğunluğu dar gelirli yoksul işçiler, memurlar, çeşitli büro çalışanları, küçük çiftci ve köylüler, işsizler, kısaca tüm emekçi sınıf ve kesimlerdir.

Tüketiciler olarak, ülkemizin de içinde bulunduğu, adına serbest piyasa denilen, ancak birkaç yüz tane uluslararası tekelin ya da çok uluslu şirketin hakim olduğu bir ekonomik sistemde yaşıyoruz. Böylesi bir ekonomik sistemde tüketiciler tek tek zayıf durumdadır. Çünkü piyasaların belirleyici ve yönlendirici gücü piyasaya hakim durumda bulunan tekellerin, kartellerin ve tröstlerin elindedir.

Diğer taraftan, ekonomik ve sosyal politikalar piyasaya hakim olan bu güçler tarafından belirlenmektedir. Bu politikaların sonucu olarak dar gelirli, örgütsüz ve güçsüz tüketiciler büyük sıkıntılara düşürülmekte, yoksulluk ve açlık yaygınlaşmaktadır. Özellikle de IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi kuruluşların Türkiye ve benzeri gelişmekte olan ve geri bıraktırılmış ülkelerdeki uygulamaları, bu ülkelerin ekonomik ve sosyal yönden yıkımına yol açmaktadır.

Piyasaya hakim olan bu güçlerin yarattığı çok çeşitli ekonomik, sosyal sorunlara, tehlikelere, yıkımlara, aldatıcı ve yanıltıcı uygulamalara, çevresel tahribatlara, kalitesiz-sağlıksız- güvensiz ve pahalı mal ve hizmet üretimi ve sunumuna ve tüketicilerin yaşadığı diğer bir çok soruna karşı tüketiciler güçlerini birleştirerek örgütlenmek zorundadırlar.

Üretim ve tüketim ilişkileri birbirinden ayrı, bağımsız olgular değildir. Çünkü üretim ve tüketim politikaları genel anlamda uygulanan ekonomik, sosyal ve siyasal politikaların bir yansıması ve göstergesidir. Bu nedenle, üretim ve tüketim ilişkilerini bir bütünlük içerisinde ele almak zorundayız.

Örneğin, bir otomobil fabrikasında çalışan emekçilerin ürettiği bir otomobili satın alıp kullananlar hem kendileri hem de diğer emekçiler değil midir? Peki, otomobilin fiyatı, güvenliği, otomobil üretilirken çevreye ve çalışanlara zarar verilip verilmediği, otomobilin sahiplerinin vergi verip vermediği, otomobili üretenler de dahil olmak üzere tüm emekçileri ilgilendirmiyor mu?

Bir kamu iktisadi teşebbüsün kısaca KİT'in yok pahasına özelleştirilmesi ve yabancılaştırılması ile bunun sonucunda KİT'in ürettiği mal ve hizmetlere zam gelirse, bu KİT'de çalışırken işini kaybedenler başta olmak üzere tüm emekçiler ve aynı zamanda tüketiciler zarar görmiyecek mi? Ülkemizde bu duruma ilişkin bir çok özelleştirme örneği bulunmaktadır ( Türk Telekom, SEK, Et-Balık, TÜPRAŞ, PETKİM, POAŞ, Sümerbank v.d.)

Örneğin, yerli girdi üretildiği ya da üretilebileceği halde, ithal girdiye bağımlı olup Türkiye de üretim yapan firmalar ile Türkiye'de yeterince üretildiği ya da üretilebileceği halde ithal tüketim malı sonucunda aynı üretimi yapan fabrika ve küçük çiftciler zarara uğradığında bu durumdan tüm tüketici olan emekçiler olumsuz etkilenmiyecek mi ? Ülkemiz bunun örnekleri ile doludur ve bugünkü ekonomik politikalar da, bu doğrultudadır. Bunun sonucundan da dünyada ekonomik krizin en şiddetli yaşandığı, işsizliğin, yoksulluğun yüksek olduğu ülkeler arasında olduğumuzu tüm dünya bilmiyor mu?

Peki, daha önce ve şu anda yaşanan krizlerin ve krizin faturası dar gelirli, yoksul ve aynı zamanda tüketici olan emekçilere ödettirilmiyor mu? Tüketicinin alım gücü, ulusal gelir dikkate alındığında dünyanın en pahalı elektriği, akaryakıtı, suyu, doğal gazı, iletişimi Türkiyede'dir. Bu pahalılığın faturasını da tüketici olan dar gelirli, yoksul emekçiler yüklenmektedir.

Sorularımızı biraz daha çeşitlendirebiliriz. Tükettiğimiz bir çok mal ve hizmet hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz ? Bu mal ve hizmetlerin gereksinimlerimize , beklentilerimize uygun olup olmadığını yeterince biliyor muyuz? Gerek satın alarak kullandığımız ve tükettiğimiz gerekse hiç kullanmayıp tüketmediğimiz binlerce mal ve hizmetin üretim, dağıtım ve tüketim süreçlerinde çevremizin, sağlığımızın ve güvenliğimizin risk ve tehlike altında olup olmadığı hakkında yeterli bilgiye sahip miyiz? Satın aldığımız mal ve hizmetler özürlü, kusurlu ( ayıplı) çıktığında ya da satın aldığımız ve almadığımız mal ve hizmetler nedeniyle ekonomik, maddi olarak zarara uğradığımızda, sağlığımız, güvenliğimiz ve çevremiz risk ve tehlike altına girdiğinde tüketici olarak haklarımızın ne olduğunu ve haklarımızı nasıl arayacağımızı biliyor muyuz?

ÜRETİMDEN VE TÜKETİMDEN GELEN GÜÇ

Örneklerini vererek sorular şeklinde anlatmaya çalıştığımız sorunları yüzlerce çoğaltmamız mümkündür.

Bu sorunlar aynı zamanda tüketici olan tüm emekçilerin yaşadığı sorunlardır ve tüm emekçileri ilgilendirmektedir. Kısaca, yaşanan sorunlar emekçilerin ve tüketicilerin ortak sorunlarıdır. Çözümü de ortak mücadeleden geçer. Burada diyebiliriz ki, emekçiler aynı zamanda tüketici olduklarından, tüketiciler de emekçi olduklarından, tüketici hareketi ile emek hareketinin içiçeliği, birlikteliği söz konusudur.

Ancak, emekçiler üretimden gelen güçlerini kullanarak emek sömürüsü diye tanımlanan düşük ücretlere, güvensiz çalışma koşullarına, güvencesiz iş koşullarına ( Esnekleşme) karşı mücadele ederek kazanılmış haklarını korumaya, kaybetmemeye ya da yeni haklar elde etmeye çalışırlar. Ne yazık ki, yaşadığımız süreçte emekçiler ve onların örgütleri, sendikalar üzerindeki baskılar nedeniyle, sendikal mücadele yeni haklar elde etmek değil, daha çok mevcut hakları korunma, kaybetmeme doğrultusunda yoğunlaşmıştır.

Tüketiciler de tüketici örgütleri aracılığıyla tüketimden gelen güçlerini kullanarak pahalılığa, zamlara, aldatıcı, yanıltıcı-istismar edici pazarlama uygulamalarına, çevre kirliliğine, kalitesiz, sağlıksız ve güvensiz ürünlere ve hizmetlere, her koşulda tüketicilerin-emekçilerin ve ülkenin aleyhinde olan özelleştirmelere, haksız bankacılık uygulamalarına karşı mücadele ederler.

Tüketiciler, tüketici örgütleri aracılığıyla aynı zamanda emeğe saygılı olan ürünleri alarak, emeğe saygılı olmayanları almayarak emek mücadelesine destek verirler.

Tüketici örgütlerinin mücadele yöntemleri çeşitlidir. En önemli mücadele yöntemleri boykotlardır, yasal girişimlerdir ( mahkemelere dava açma, tüketici sorunları hakem heyetlerine başvuruda bulunma ). Diğer mücadele yöntemleri ise basın açıklamaları, ilgili kamu ve idari kuruluşlara başvurular, mitingler, siyasi parti ve milletvekillerini etkilemek gibi girişimlerdir.

Dünyada ( daha çok batı ülkelerinde ) tüketici hareketine sendikalar işin doğası gereği öncülük etmişlerdir. Türkiye'de de Türk-İş tarafından 10 dolayında tüketici derneği kurulmuştur.

Şu anda Tüketici Dernekleri Federasyonu'nun da kurucular arasında Türk-İş'in kurduğu iki tüketici derneği bulunmaktadır. Adana Tüketici Derneği ve Eskişehir Tüketici Derneği. Yol-İş'in Sayın Genel Başkanı Ramazan Ağar aynı zamanda TÜDEF'in de Genel Başkan Yardımcısıdır.

Yol-İş'in örgütlü olduğu illerde düzenlediği güncel ekonomik ve sendikalar konular hakkındaki seminer çalışmaları kapsamına “Tüketici Hakları” konusu eklendi. Konunun sunumu için Tüketici Hakları Derneği ile işbirliği yapılması dernek yöneticisi olarak bizleri son derece memnun etmiştir.

Dileriz ki, bu işbirliği en iyi şekilde bir çok sorunumuzun ortak olduğu konularda sürekli devam eder ve diğer sendikalara da örnek olur.

Ülkemizin, tüm emekçileri ve tüketicileri, güçlü bir tüketici hareketine gereksinmesi vardır. Böylesi bir tüketici hareketinin de emek hareketine çok büyük katkısı ve desteği olacaktır. Bu bakımdan emekçilerin tüketici örgütlerine üye olmaları, emekçilerin örgütü olan sendikalarında tüketici hareketine destek vermeleri beklentimiz ve dileğimizdir. Çünkü, bu destek ve sahiplenme tüketicileri olduğu kadar, aynı zamanda emekçilerin ve onların örgütlerinin yararı ve başarısı için önemli ve gereklidir.

Turhan ÇAKAR
Tüketici Hakları Derneği
Genel Başkanı