Bir önceki sayfaya geri dönmek için buraya tıklayın! Sayfayı yazdırmak için tıklayın!
 
 
TÜKETİCİ HAKLARI DERNEĞİ - YAZILARIMIZ - MAKALELER
 

Genetik Yapısı Değiştirilmiş Ürünlerdeki Çarpıtmalar ve Gerçekler

Binlerce yıldan beri insanoğlunun doğal yollarla elde ettiği, kendi biyolojik yapısına uygun olan tarımsal ürünlerin genetik yapısıyla oynanarak elde edilen genetik yapısı değiştirilmiş ürünler 1996 yılından beri üretici firmalarca Dünya’ya ve Türkiye’ye satılmaktadır.

GDO ( Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizma ) teknolojisine sahip olan firmalar ile firmaların savunuculuğunu ve sözlüğünü yapan bir takım bilim adamları ve bazı bürokratlar bilimsellik kisvesi altında bu ürünleri bir çok soruna çözüm getirecek bir kurtarıcı gibi sunmaya çalışmaktadırlar.

GDO’lar hakkında ileri sürülen iddialar şunlardır: GDO’lar dünyadaki açlık için tek çözümdür. GDO’lar ile konvansiyonel ( GDO özelliği taşımayan ) ve organik ürünlerin birlikte ekilebilmesi mümkündür. GDO’lu bitkilerden yabani akrabalarına gen kaçışı olmaz. GDO’lu bitkilerin Biyoçeşitlilik üzerine olumsuz etkileri yoktur. GDO’lu ürünler küçük çiftçiler için iyi bir alternatiftir.

GDO’lar kontrol ve izlenebilirlik sayesinde istenmeyen ürünlere karışmazlar. GDO’lu ürünlerin toprak ve çevreye zararları yoktur. GDO’lu ürünler organik ve konvansiyonel ürünlere göre daha verimlidirler. GDO’lu ürünlerde daha az pestisit ( tarım ilacı ) kullanılmaktadır.

Gerçekten ileri sürülen bu iddialar ( çarpıtmalar ) gerçekleşti mi ? bunlara aşağıda tek tek yanıt verilecektir.

GDO’LARDAKİ GERÇEKLER

GDO’lar Dünyadaki Açlık Sorununa Çözüm getirmedi.

GDO’lu ürünlerin, ticari olarak ekilip dikilmesinin üzerinden 10 yıl geçmiş olmasına ve GDO’lu ekim alanları 102 milyon hektara çıkmış (2006) olmasına rağmen, bu ürünlerin açlığa çare olmadıkları görülmüştür.

Dünyada gıda azlığı değil, adil dağıtım olmamasından kaynaklanan fazlalığı söz konusudur. Uluslararası tekellerin faaliyetinin merkezi haline gelen gelişmiş ülkelerde, özellikle buğday, mısır, soya, pirinç gibi dünya gıda tüketiminin önemli bir kısmını oluşturan gıda maddelerinde büyük bir üretim fazlası vardır.

Birlikte Ekilebilirlik mümkün değildir.

Özellikle tozlaşma dönemlerinde böcek ve rüzgar aracılığıyla taşınan polenler GDO’lu ise organik ya da konvansiyonel bitkilerde genetik bulaşmaya neden olabileceğinden GDO’lu ürünlerle organik ya da konvansiyonel ürünlerin birlikte ekilmeleri mümkün değildir. Aksi takdirde, konvansiyonel ve organik ürünlerin genetik yapıları bozularak özellikleri kaybolmaktadır.

GDO’lu Bitkilerden Yabani Akrabalarına Gen Kaçışları Gerçekleşmiştir.

2005 yılı temmuz ayında İngiliz hükümeti genetiği değişmiş bir süper yabani otun (superweed) varlığını duyurmuştur. İngiliz hükümetinin denetlediği, GDO’lu Yağlık Kanola denemelerinde keşfedilen “yabani ot”un, Yabani Hardal (Sinapis arvensis) ile tozlaşmadan, gen kaçışından oluştuğu tesbit edilmiştir. Yağlık Kanola (Kolza) ile yabani hardalın tozlaşmasının ve gen bulaşmasının olmayacağı yönündeki bilimsel varsayımların geçersiz olduğunu ispatlayan bu olaya, İngiltere’de ilk defa rastlanmaktaydı.

GDO’lu Bitkilerin Biyoçeşitlilik Üzerinde Olumsuz Etkileri Vardır.

Ülkemizde 3.000 i endemik olmak üzere ,neredeyse Avrupa kıtasına yakın bir sayıda,tesbit edilebilmiş 11.000 civarında bitki çeşidi vardır.Biyolojik çeşitlilik, ülkelerin yer altı,yerüstü kaynakları yada tarihsel kültürel varlıkları kadar zengin,önemli ve korunması gerekli kaynaklarıdır.GDO’lu kültür bitkilerinden yabani akrabalara gen kaçışları olduğu takdirde, ki bunun olabileceği kanıtlanmıştır, ülkelerin biyolojik çeşitlilikleri çok büyük risk altına girecektir.Keza GDO’lu endüstriyel bitkilerin ekimlerinin ve yayılımlarının artmaya devam etmesi halinde ülkelerin genetik kaynakları da yavaş yavaş kaybolacak, ülkelere özgü yerel tohumlar ortadan kalkacaktır.
GDO’lu Ürünlerin Küçük Çiftçiler Üzerinde Yıkıcı Etkisi vardır.

“Üçüncü dünya ülkeleri çiftçileri nezdinde biyoteknolojik ürünler küçük ölçekli üreticilerin ihracatını düşürecektir.Örneğin –Madagaskar’daki vanilya üreten 70.000 çiftçi Texas’da biyoteknoloji laboratuarında geliştirilen vanilya nedeniyle iflas edebilmektedir. Keza dünya şeker pazarının %10 unu elinde tutan biyoteknoloji şirketlerinin ürettiği düşük fiyatlı nişasta bazlı şekerler sayesinde, üçüncü dünya ülkelerindeki yüzbinlerce şeker pancarı üreticisi üretimin dışına çıkabilmektedir.1998 den itibaren üçüncü dünya ülkelerindeki yaklaşık on milyon şeker üreticisi laboratuarda üretilen tatlandırıcıların dünya pazarını istila etmesiyle geçim kaynaklarını kaybetmeye başlamışlardır.Unilever’in klonlanmış hurma yağı, hurma yağı üretiminde baskın hale geldiğinde, Senegal’de yerfıstığı , Filipinler’de hindistan cevizinden yapılan yağ üretimlerine talep azalacak, dolayısıyla bunlarla geçimlerini sağlayan çiftçilerin durumu gittikçe kötüleşecektir. GDO’lu ürünlerin yaygınlaşması ile üçüncü dünya ülkelerini bekleyen tehlikeler çevresel riskler oluşturması ve kırsal kalkınma önünde bir engel oluşturması ile beraber, geleneksel tarımı ve onun yerel genetik çeşitliliğini de ölüme mahkum edecek olmasıdır.” (Altieri, M.A. l998 ).

GDO’lu Ürünlerin Toprak ve Çevreye Zararları Vardır.
Arjantin’de çoğunluğu GDO’lu olan yoğun soya ekimi, topraklardan çok fazla miktarda besin maddesinin sömürülmesine neden olmaktadır. Kesintisiz bir biçimde yapılan soya tarımı nedeniyle topraktan tahmini olarak 1 milyon ton azot ve 227 bin ton fosfor sömürülmektedir ve bunun ticari gübrelerle ikamesinin bedeli de 910 milyon dolara tekabül etmektedir. Latin Amerika’daki bazı nehir havzalarında tesbit edilen azot ve fosfor düzeyinin artışı yoğun soya tarımında kullanılan ticari gübrelerle bağlantılandırılmaktadır

GDO’lu Ürünler Organik ve Konvansiyonel Ürünlere Göre Daha Verimli Değildir.
Ürün verimine bakılacak olursa Brezilyada transgenik soyanın yıllar itibariyle ortalama veriminin 230 kg. dan 260 kg/dekara yükseldiği ama konvansiyonel çeşitlerden % 6 daha az verime sahip olduğu tesbit edilmiştir.Pleiotropik etki denilen yani yüksek sıcaklık nedeniyle sapların çatladığı ve su stresinin görüldüğü dönemlerde transgenik soyada konvansiyonele göre % 25 e yakın ürün kayıpları görülmüştür.Aşırı kuralık yaşanan 2004/2005 sezonunda Rio Grande do Sul bölgesinde transgenik soyada % 72 ürün kaybı olmuş ve bu da ihracatta tahmini rakamla % 95 lik bir azalmaya yol açmıştır.

GDO’lu Ürünlerde Daha Az Pestisit ( Tarım İlacı ) Kullanılır iddiası Gerçekleşmemiştir.
GDO’lu tohumların ticari olarak satışının başladığı 1996’dan itibaren ilk 3 yıl, bu ürünlerin pestisit kullanımını 13.000 tona yakın bir miktarda azalttığı saptanmıştır. Ancak son 3 yıl içinde, gen aktarımlı bitkilerin üretim alanlarındaki pestisit kullanım artışı 36.000 tondan fazladır. 2003 kasım ayındaki bir çalışma raporunda, ABD’deki transgenik mısır, soya ve pamukta geçmiş yıllara göre daha fazla pestisit kullanıldığı bildirilmektedir.

Yukarıdaki yazıyı Ekoloji Kolektifi ve GDO’ya Hayır Platformu yöneticilerinden olan sevgili Dostum Ziraat Y. Mühendisi Arca Atay’ın bana gönderdiği yazıdan hazırladım. Kendisine çok teşekkür ederim. 26.12.2008


Turhan ÇAKAR
Tüketici Hakları Derneği
Genel Başkanı